nuManaGa.com

Türk Müziğinin Tarihi

  Türk müziği, Türk tarihi ile yaşıttır demek yanlış olmayacaktır. Tarih boyunca Türkler müzik ile ilgilenmişlerdir ve birbirinden güzel eserler ortaya koymuşlardır. Bu yazımızda Türk müziğinin tarihine değineceğiz. Türk müziğini 3 başlık altında incelemeyi uygun gördük. Bu başlıklar vasıtası ile Türk müziğinin uzun  yolculuğunu kısaca anlatmaya çalıştık. 

  Türklerde müzik, Türk tarihi kadar eskiye gitmektedir. Bazı tarih ve müzikbilim adamları en az 6000 yıldan beri devam eden bir Türk müziği tarihinden bahsetmektedir.

  Türklerde müzik üç başlık altında incelenebilir:

1.Orta Asya Türk Kültüründe

2.İslam Medeniyetinde

3.Selçuklu ve Osmanlılarda

Orta Asya Türk Kültüründe Müzik

Orta Asya Türk Kültürü en az M.Ö. 1700 yıllarına kadar uzanan yaklaşık 6000 yıllık uzun bir süreyi içermektedir.

  Mehter takımında görülen (M.Ö.1134–249) Çevgan Ortaçağda mucuk, buncuk, çagana diye bilinip, Ruslara, Lehlere, Ksiezye Turecki, İsveçlilere Turkist Klockspel, İngilizlere, Jinling Johnnie adlarıyla geçmiştir. M.Ö. 8.yüzyılda önce dümbelek, düdük, çan, gong, çeng çeşitleri ile uzun saplı bağlama tipi çalgılar kullanılmıştır. Sonra tekkelerde halile, zilli maşa, şakşak gibi aletler kullanılmıştır. Daha sonra ise parmak zili, mehter zili,  kaşık, kayrak ortaya çıkmıştır. Yine M.Ö.8.yüzyılda Batı Türkistanda pipa(bipa) denilen bir Türk çalgısı Çinlilerce keşfedilmiş, Ortaçağda ise ud ve onun değişik boylardaki ailesi ortaya çıkmıştır.

  Üflemelilerden borular Türklerde çok eskiden beri kullanılmıştır. Orta Çağ’ın başlarında muynuz, nefir aletleri görülmüştür. Yine bu çağda kaval, pişe, ney kullanılmıştır. Tulum yakın doğu menşelidir. Çift dilli zurna oldukça eskidir. Çıpçığ (bir ağız orgu) 8–16.yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Ritm aletlerinden, def (12.yüzyılda), tümrü (14.yüzyılda), daha sonra mazhar, daire, bendir, zenbez adlı aletler görülmüştür. Davul, Türklerde en yaygın olan müzik, ilan ve işaret aletidir. Çeşitli zamanlarda çeşitli adlarla kullanılmıştır.

  Asya Hunları çengi çok sevmiştir, ilk Çağ’ın yatuganı sonraları santur ve kanunu oluşturmuştur.

  Türklerde telli çalgıların en eskisi bağlamadır. İlk Çağ’da kopuzlar, Ortaçağ’da tambur, tar ailesi,  şudurgu, ravza sonraki yüzyıllarda bağlama ailesi (bozok, şarkı, karadüzen) olarak kullanılmıştır. 11. yüzyılda egeme,  ıklığ, rebab, tambur, keman, kemençe (klasik ve Karadeniz) yay ile seslendirilmiştir. Bir oktavlık müzikal aralığın sekize değil de altıya bölünmesi ve neticede bir oktav içinde yedi değil de beş ses aralığının kullanılması, batıda “pentatonizm”, Türklerde “beş seslilik” diye adlandırılmaktadır. Beş sesliliğin Orta Asya’dan Dünyaya yayıldığı ve pek çok yerde devam ettiği gözlenmektedir. Örneğin; Urfa, Erzurum, Safranbolu köylerinde, Konya, Cihanbeyli, Niğde ve Eskişehir’de beş seslilik unsuruna rastlanmaktadır. Kazak-Kırgız, İdil-Ural, Kırım, Yakut, Karaçay Türkleri müzikal eserlerinde tam beşlilik, Özbek, Doğu Türkistan, Kafkas, Azerbaycan, Türkmen Türkleri müzikal eserlerinde yarım beş seslilik görülmektedir.

  Orta Asya uygarlığı, eski dünyanın dört bir yanına yayılırken, her yerleşim yerinde de varlığını sürdürmüştür. 9. ve 11.yüzyıllarda yoğunlaşan göçlerle artan bir kültür akımı, Karadeniz’in kuzey ve güney yollarından batıya doğru sürekli taşınmış, eski dünyanın kavimleri ile tanıştırılmıştır. Bunun örneklerini pek çok eski seyahatnamelerde görmek mümkündür. 

İslam Medeniyetinde Müzik

  İslam’dan önce, Arapların çoğunluğu deve, koyun sürülerini besleyerek göçebe bir hayat  sürerek çadırlarda yaşamıştır. Bu yüzden güzel sanatların özellikle şiir kolunda ilerlemişlerdir. Sonra  şiire yakın olarak müzik doğmaya başlamıştır. Araplarda terennüm iki türlü olmuştur; biri “gına, şarkı” denilen şiirin müzik ile söylenmesidir, diğeri ise, “tagbir” denilen nesir halindeki sözlerin terennümüdür. Böylece dini olmayan musiki doğmuştur.

  Başlangıçta, musikiye karşı bir direnme gösterilmiştir.  Şarkı söylenmek pek hoş karşılanmamıştır. Bunun sebebi, müziğin insanı zevk ve  sefaya  yöneltmesi, dini vazifeleri ihmale götürmesi, ve cinsel istekleri teşvik etmesi olarak düşünülmesindendir. Daha sonra peygamberin Kuran-ı Kerim’i güzel okuyanlara karşı memnuniyet duyması ile insanların müziğe karşı bakış açısını yavaş yavaş değiştirmiştir.  İslam’ın ilk çağında Kuran ses perdeleri pek az olan minör gamından oluşan sade melodiler ile okunmuştur. Fakat zamanla güzel sesli kişiler ülkelerinin müzik özelliğini taşıyan melodilerle süslemeye başlamışlardır.

  Yavaş yavaş musikinin cazibesine tutulan devlet büyükleri arasında şarkı söylemek, çalgı çalmak moda olmuştur. Böylece musiki derece derece ilerleyerek Abbasiler çağında daha üstün bir düzeye ulaşmıştır. Abbasiler döneminde yaşamış ünlü Türk-İslam bilgini ve filozofu Farabi yazmış olduğu Kitab-ül Musiki adlı eserinde müziği nazari açıdan açıklamış, müzik aletleri hakkında bilgi vermiştir.

  Türklerin İslamiyet’i kabulü, 9.yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İslamiyet’ten önce büyük göçlerle batıya taşınan bu eski kültür, kendi kültürleriyle kaynaşmış ve değişik müzik türlerinin doğmasına sebep olmuştur. Türk-İslam kültürü içinde esaslı bir yer edinen musiki özellikle saray ve tekkelerde, mehterhane çevresinde gelişmesini sürdürmüştür. Bu gelişmelerin merkezini ağırlıklı olarak mevlevihane ve enderun oluşturmuştur. Mevlevi ve diğer tarikat mensupları arasında  büyük bestekarlar yetişmiş, hem dini hem din dışı musikinin gelişmesi ve ilerlemesi gözlenmiştir. Bektaşilik tarikatı içinde halk müziği varlığını sürdürmüştür.

Selçuklu ve Osmanlılarda Müzik

  İslamiyet’ten önceki Türk musikisindeki beş seslilik, dini tesirle birlikte değişmeye başlamış ve bir gamda sekiz ses kullanılmaya başlanmıştır. Bu müzik yavaş yavaş Selçuklu müziğini ve bununla yakın ilgisi olan Mevlevi müziğini oluşturmuştur. 13.yüzyılda yaşayan Safiyüddin Urmevi büyük Türk-İslam bilgini olarak karşımıza çıkar. Safiyüddin, Türk musikisi sistemini ilmi bir şekilde ortaya koymuş, santur, nüzhe, mugni gibi çalgıları icat etmiştir.

  Safiyüddin’den sonra, 1360–1435 yılları arasında yaşamış Hoca Abdülkadir Meragi’den doğunun yetiştirdiği en büyük bestekâr, musiki bilgini,  hanende, sazende olarak söz edilir. 1207 yıllarında doğmuş olan Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled Anadolu’ya gelirken Mevlevi kültürünü oluşturan ney, rebab, çeng, kudüm, halile, mazhar gibi çalgıları getirmiştir.  Musikiye zamanla Itri,  İsmail Dede Efendi gibi dahi bestekârlar girmiştir. Dini motifler yerini yavaş yavaş sosyal konulara terk etmeye başlayınca Türk Sanat Müziği, Mevlevi müziği ortaya çıkmıştır. Mevlana, özellikle rebab, ney gibi çalgılara önem vermiştir. Bir taraftan Mevlevi ve Klasik Türk müziği devam ederken, diğer taraftan Hoca Ahmet Yesevi’nin şiirleriyle ve Bektaşi nefesleriyle kopuz ve bağlama eşliğinde icra edilen Türk halk müziğinde türkü, uzun hava, atışma, bozlak vb. formları oluşmuştur. Selçuklulardan Osmanlılara geçen askeri gayelerde kullanılan mehter müziğinin Yeniçeri Ocağı’na takdiminde Hacı Bektaşi Veli’nin rolü olduğu söylenmektedir. Bu musiki türünde kös, davul, nakkare, kudüm, zurna, nefir, nısfiye, zil, zilli maşa ve benzeri müzik aletleri kullanılmıştır. Sarayda II. Murat, II. Beyazıt,  IV. Murat, II. Mustafa, III. Ahmet, III. Selim, II. Mahmut gibi birçok değerli musikişinastlar yetişmiştir. Yine bu dönemde Itri,  İsmail Dede Efendi, Hafız Post, Recep Efendi, Zekai Dede, Emin Dede, Ebubekir Ağa, Kantemiroğlu öne çıkan üstatlardır.

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Pınar SOMAKCI

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Konuşma Eğitiminde Atasözlerinden Yararlanma
Konuşma Eğitiminde Atasözlerinden Yararlanma

   Dil becerilerinden dinleme ve okuma “anlama”yı, konuşma ve yazma da “anlatma” yı oluşturmaktadır. Anlama becerilerinden dinleme, anlatma becerilerinden ise...

Kapat