Nerde? Ne zaman? Nasıl olacağını bilmeden yaşarsın. Ansızın karşısına çıkar. Ne olduğunu kavrayamadığını düşünürsün. Halbuki bilirsin. Anlamaya çalışırken bir şekilde öğrenirsin aşık olduğunu. Sürekli görmek istersin. Ancak,o bile bir yere kadar böyle gider. Bir zaman sonra içinde daha fazla tutamayacağını anlarsın. Uzakken anlayamadıklarını, yaklaşırken anlamaya başlarsın, tüm gerçekliğiyle. Ve kafanda netleşir çelişkiler.
Olurunun olmadığını öğrenirsin. Bildiğin halde bir umutla açarsın yelkenleri – tam yol ileri – dersin. En başta o yola girdin mi? Çıkmakta istemezsin. Çünkü, bir taraftan insan olduğunu hissedersin, diğer taraftansa yanlış yolda gittiğini fark edersin. Aslında ilk yapman gerekeni bilirsin. Dönmek istersin, ama dönemezsin… O girdiğin yolun nereye çıktığını bilmediğin gibi bilemeyeceksindir. Ucu bucağı bilinmez diyarlara giden denizlerdesindir artık. Bir zaman sonra alışırsın, hem yola hem de yolda yalnız kalmaya. Yalnızlık yol arkadaşın olmuştur artık o kara sularda. Eğer iyi geçinirsen yalnızlıkla, bu yola girmenin yaptığın en güzel hata olduğunu söyleyecektir sana. Şaşıracaksın! ”Güzel hata olur mu?” diyeceksin. Burda yalnızlığın gerçek yüzünüde göreceksin. Çünkü, o an da senin yaşam pınarının içindeki sevgi olduğunu söyleyecektir sana. Yalnızlıkla geçinemeyip, hayatından vazgeçenlerin duymak istemediklerini sen duyacaksın, yalnızlığın aslında onları yaşatmaya çalıştığını anlayacaksın, anlamalısın…
Sonra Dünya’nın ne kadar küçük olduğunu fark edeceksin. Her şeye bir parmak kadar yakın olabildiğin gibi koskoca bir sonsuzluk kadar uzak olabileceğini de öğreneceksin…
Dünya gözünde küçülürken yanı başındaki yalnızlığın büyüdüğüne şahit olacaksın. Ve sen yalnızlığınla ıssız sularda büyürken diğerleri başka sularda ilerliyor olacak göreceksin, görmelisin…
Çok düşüneceksin -gereksiz yere kafa yoruyorsun- diyecekler, sen duymayacaksın. Gözünü aç diyecekler, açamayacaksın. Halbuki bu durum ancak ufukta kara görününe kadar sürecektir. Sen engin denizlerde pusulasız ve tek arkadaşın yalnızlıkla ilerlerken diğerleri,kıyıdan kıyıya geziyor olacak bileceksin, bilmelisin…
Sen yapmak istediklerini neden yapamadığının cevabını saklayacaksın.Bu senin geminin tek hazinesi olacak. Ve bu hazineden nefret edeceksin. Denize atıp kurtulmak isteyeceksin. Gücünün kaldırıp atmaya yetmediğini fark edeceksin. Diğer gemiler bu haline gülerken sen güç kazanana kadar sabredeceksin, sabretmelisin…
Senin bu haline gülen gemilerden sesler yükselecek. Korkuyor, cesareti yok, aptal aşık işte ne olacak ve dahası… Arkandan neler diyecekler, duymazdan geleceksin. O anda sana acıdığını düşündüğün kişilere sen acımaya başlayacaksın…
Diğerleri de sadece sebebini senin bilmeni istediğin gibi bilecekler. Ve yaranın kaynağını bir tek sen çözeceksin, çözmelisin…
Yaranın bir başkası değil, kendin olduğunu denizdeki yansımanda göreceksin, görmelisin…
Kelimelerin boğulduğunu çok geç fark edeceksin. Fark etmiş olmanın huzurunu değil, kahrını da sen çekeceksin…
Tüm bu durumlar doğru kara parçası ufukta görünene kadar sürecektir. O toprağa varınca da yaşam kaynağını keşfedeceksin. Bu keşifle güçlenecek hazinenden kurtulacaksın, kurtulmalısın…
Sadece o zamana kadar; çalışacaksın, savaşacaksın, sabredeceksin, dayanacaksın ve tüm bunları yaşayacaksın, yaşamalısın…
Bu yazı dostum O. Berkay Beşikçi’ye aittir.
"Platonik Denizi" adlı yazı 8 Mart 2010 tarihinde saat 03:31 sularında "nuManaGa'dan" kategorisinde yayınlanmıştır. Bugün 169 kere okunmuştur. Ayrıca
4 yorum yapılmıştır. Aşağıdaki formu kullanarak siz de yorum yapabilirsiniz.
Yaşam çok kişilik bir yalnızlık ve tek kişilik bir tutku. Yalnızlık ise bunlardan soyutlanamayacak kadar gerçek. Hepsi bu!!!
sadece kelimelerin boğulmasını fark etmiyoruz … ve her farkındalığımızda huzur değil kahır çekiyoruz…
güzel konuya parmak basmışsın
Yalnızlık tecrübe kazandırdığı, hayata anlam kattığı zaman iyi.
Yalnızlık her zaman iyi mi, bilinmez ama gerçekten kattığı anlam çok büyük hayatımıza…