nuManaGa.com

Mülakat

  Yollardayım… Arzuladığım ve istediğim şeyler için başka şehirlerde kavga vereceğim. İlk durağımda olumsuzluklar oldu ve ne yazık ki gerçekleşmedi hayallerim. Yılmak yok! Sonuna kadar gideceğim. İkinci durak da farklı bir kulvarı deneyeceğim. Bilmediğim, görmediğim ama çok istediğim… “Ben alan dışından başvurabiliyor muyum? diye sorduğumda en yetkili ağızlardan biri “Gel tabi! Alan dışına sınıf açacağız.” diyor. Garip bir sevinç kaplıyor yüreğimi ve gitmek için gereken her şeyi ayarlıyorum. Belgeler, ücret, bilet… Ne gerekiyorsa hazırlıyorum, hazırlanıyorum ve yola koyuluyorum.

  Yolculuk sırasında yine aynı filmleri izliyorum otobüste. Hep aynı filmler… Neyse ki yolum çok uzun değil. Üç saatte varıyorum malum şehre. Bir gece öğretmenevinde konaklamam gerekiyor. Sağ olsun adını sormayı unuttuğum babacan bir dolmuş şoförü “Ben bırakırım kardeşim. Paraya gerek yok!” diyerek öğretmenevine kadar bırakıyor otobüsün yorduğu bedenimi. Sen çok yaşa be amca! İnsanlık ölmemiş… Hala misafire değer verenler varmış ve adres soranlara balık muamelesi yapmayanlar da kalmış.

  Uyudum, uyandım. Saat sekiz. Kahvaltı yok. Niyetliyim. Giyindim ve kampüse gitmek için yola düşüyorum. Denizin kokusunu takip ederek sahile ulaşıyorum ve köprünün yakınındaki kavşaktan dolmuşa binerek “Bir kişi alır mısın usta!” diyorum. Para üstünü alıp arkama yaslanıyorum ve “Ne sorabilirler acaba?” diye düşünüyorum.

  Çok geçmeden kampüse varıyor dolmuş. İniyorum ve ağır adımlarla mülakatın yapılacağı enstitü binasına doğru yürüyorum. Avlu kalabalık değil. Hatta beklediğimden çok çok az insan gelmiş. İnsanların aralarından geçip listeye doğru hamle yapıyorum ve yirmi ikinci sırada olduğumu görüyorum. Yani benden önce yirmi bir kişi sahne alacak jürinin önünde.

  Bir süre ayakta dikiliyorum. Bu süre içinde hocaların arabalarının bagajlarına ufak hediyeler bırakıldığını görüyorum yahut bana öyle geliyor. Emin değilim. Bazı arkadaşların elinde kağıtlar var. Soruları ezberlemeye çalışıyor gibiler. Ne sorusu mülakata beş kala? Onca konu varken neye çalışılır ki son 5 dakika?

  Daha jüriyle buluşmama çok var diyerek bir köşeye oturuyorum. İnsanları gözlemlemeye başlıyorum. Hemcinslerimin şıklığı göze çarpmayacak gibi değil. Neredeyse bütün beylerin üzerinde takım elbise var. Sanki birazdan Pop Star jürisinin karşısına çıkacaklar. Ben gömlek, kot, spor ayakkabı ile çıkacağım üç kişiden oluşan jürinin karşısına. Etrafı gözlemledikçe “Acaba önemli olan şekil mi yoksa bilgi mi?” diye soruyorum kendi kendime. Sonra yanıta ulaşıyorum: “Bilgi önemli!”

  Bayan arkadaşlar da şıkır şıkırlar. Sanki düğüne geliyorlar. Her biri mini etekli ve derin dekolteli. “Seyirci mesajları ile mi programlara kabul edileceğiz?” diye düşünüyorum bir süre ve ekliyorum: “Jüri de bizi almasa haklı arkadaş! Bu kadar dekolteli bayan dururken bizi ne yapsın?” Sonra sıranın bana yaklaştığının farkına varıyorum ve merdivenlerin önünde beklemeye başlıyorum.

  Ve o an. Yirmi iki numara. Numara ile çağırıyorlar. Giriyorum kapıdan, selamlıyorum, oturuyorum ve kendimi tanıtıyorum. Ardından malum soru geliyor: “Oğlum sen Türkçe mezunusun. Tarih bölümünde işin ne?” İstediğimi ve bu alanın peşini bırakmayacağımı anlatıyorum jürideki hocalara. “Bilimsel hazırlık sınıfı açmayacağız.” denildiğinde şaşırıyorum. “Peki bana neden gel dediniz?” dediğimde pek bir şey söyleyemiyorlar. Üstelemenin manası yok tabi. Jürideki hocalardan bir tanesi ortalamama ve ALES puanıma bayılıyor. “Başvuranlar arasında en iyi puan sende.” diye ekliyor ve “ama” ile devam ediyor. Sonra “Bir eski metin var okuyabilir misin? diyorlar. “Deneyeyim!” diyorum ve eski yazıyı gayet iyi bir şekilde okuyorum. Şaşıyorlar! Bilmiyorlar ki ben o dersi dört dönem aldım. Hatta yaz okulunda da master yaptım. Aralarında konuşuyorlar ve “Bilimsel hazırlık sınıfı açılmayacağı için alamayız.” şeklinde savunma yapıyorlar. Ardından övgü dolu sözler ile başarıma değiniyorlar. Tam bu sırada Vizontele filminde Cem Yılmaz’ın “Beni övme arkadaşım… Yok dedemim katırları varmış, Katırcı Bedri çok muhteremmiş…” ile başlayan cümleleri geliyor aklıma. Gülümsüyorum ve çıkıyorum.

  Dolmuşlara doğru yürüyorum. Önümde bir kız ve onun babası. Baba telefonla konuşuyor. Mutlular, heyecanlılar. Kız babasının elinden kapıveriyor telefonu: “Anne burası çok güzel! Deniz var…” diyor. LYS’yi kazanmış ve PDR bölümüne kayıt yaptırmış genç bayan. Onun mutluluğuna ortak oluyorum…

  Boşa mı gittim? Boş yere mi uğraştım? Hayır! Çok güzel sözler duydum ve kendimi ispatlamış oldum. Okudum, başardım, kendimi kanıtladım… Tek eksik kabul görmemem. Bunun nedeni ise ben değilim. Kabul edilmememin nedeni bana verilen yanlış bilgi. Hem de senatodaki en yetkili ağızlardan biri vesile oldu bu duruma. Enteresan… Önemi yok! Duyduklarım, gördüklerim ve kazandıklarım bana yeter. Keyfim yerinde. Hem de fazlasıyla!

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Akvaryum Koyu
Akvaryum Koyu / Fethiye

Derinlerde yüzmeyi severim ben. Ayaklarım yere değmeyecek, kulaçlar atacağım ve yorulduğumda suyun üzerine uzanacağım. Her denizde de yüzmem. Masmavi olacak,...

Kapat