nuManaGa.com

Küçük Ağa

Tarık Buğra, Türk edebiyatının en iyi romancılarından biridir. Üstadın adı geçer geçmez herkes hep bir ağızdan “Küçük Ağa’nın yazarı…” diyor. Peki bu önemli isimin adı ile özdeşleşen eserini kaç kişi okumuştur diye sormak isterim. Ne yazık ki kitapların sadece adını bilir olduk bu sistem sayesinde. Okutmaktansa, isimlerini ezberletip sınav yapıyoruz çocuklarımızı ve sonunu “s” ile bitiriyoruz bu hadsiz sınavların.

Tarık Buğra’nın Kurtuluş Savaşı döneminde Akşehir’den yola çıkarak bütün Anadolu coğrafyasına ve insanına ayna tuttuğu bir roman Küçük Ağa. Kahpe düşmanın kol gezdiği güzel Anadolu topraklarının müthiş cümleler ile resmedildiği eserde, vatanı için canını dişine takıp didinen mangal yürekli Türk insanını görmekteyiz.

Cephede bir kolunu kaybeden ve yüzü ağır bir yaraya mesken olan Salih’in Akşehir’e dönmesi ile başlayan olaylar, İstanbullu Hoca’nın şehre gelmesiyle farklı bir şekil alıyor.

Niko ile Salih iki eski dosttur. Başlarda yine dost olduklarını sanır Salih. Niko cepheden dönen eski dostunu giydirir, yedirir… Ama Salih gerçeği bir gece ansızın öğrenir: Niko vatanı bölmek isteyen Pontusçuların emellerine ulaşmasını isteyen Rumlardan biri olarak Karadeniz’e gitmektedir. Niko’ya o an büyük bir nefret duyan ve bir gün onunla karşılaşmak için kendisine söz veren Salih bu uğurda pasif kalan tek kolunu eğitir ve de attığını vuran bir nişancı olur. Ardından Doktor, Ali Emmi ve Küçük Hacı tarafından desteklenen Kuvva’ya dahil olur.

İstanbullu Hoca Akşehir’deki Kuvvacıların tüm uyarılarına rağmen bildiğinden şaşmaz ve bu hareketin aleyhine konuşur. Hakkında vur emri çıkınca şehri terk edip dağlara, ovalara doğru yollanır. Mert, korkusuz; fakat aklı karışık yiğitlerle karşılaşır. Silah tutar, cenk eder… Artık o İstanbullu Hoca değildir; namı Küçük Ağa’dır. Salih’in görevi icabı ulaştığı ve dostluk ettiği Küçük Ağa önce Çerkez Ethem’in kardeşinin yanında yer edinir; daha sonra da Ankara’yla anlaşmazlığa düştüğü için çıkıp gelen Ethem ile iyi anlaşır. Lakin onları onaylamaz. Vatanın bekası için Ankara’nın desteklenmesi gerektiğini bilmektedir…

Bu güzide eserdeki iki karşılaşma sahnesi beni derinden etkiledi. İlki Salih’in cephe dönüşü evine varışı ve anasıyla kavuşması, diğeri ise Küçük Ağa’nın seneler sonra hiç görmediği oğluyla karşılaşması. Bu iki karşılaşma sahnesinde öylesine enfes cümleler var ki anlatamam. Tarık Buğra’nın kalemi gerçekten büyük ve kudretli. Birkaç cümleye yer vermek istiyorum:

“Salih, Salih… Salih’im.”

“Bir kadının bu sesi çıkarabilmesi için ana olması, bir oğlunu şehit vermesi, dul kalması ve nihayet, son oğlunu da işte böyle cepheden beklemesi gerekti.”

Kitabın son bölümlerinde Ankara’da bulunan Küçük Ağa’yı ve tabi okurları sürprizlerin beklediğini de belirtmek gerek.

Eserin önsüzünde bu dev romanı yazmayı düşündüğünü ilk kez Peyami Safa’ya söylediğini belirtiyor Tarık Buğra. Peyami Safa ona “Bu bir epope olur.” demiş. Üstada katılıyorum. Bu bir destan! Ya da şu daha doğru olacak sanırım: “Destansı bir roman”.

“Bu vatan kolay kazanılmadı.” deriz hep. Doğru! Büyük bir imanın ve vatan sevgisinin suladığı yüreklerin armağanıdır bizlere bu topraklar. Küçük Ağa da onlardan biri. Ve bu roman Anadolu’nun kurtuluş mücadelesinin her damarına yer vermesi bakımından ayrıca değerli. Kuvvacı, vatansever, Küçük Ağa, Ali Emmi, Doktor Haydar, Çolak Salih, Ethem, İsmet Paşa… Bu vatan kolay kazanılmadı! Unutulmamalı!

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
2 Ay Kala
2 Ay Kala

  İki ay dediğin nedir ki? Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Sen kalk ömür denilen zamanı etkileyecek bir sınavın içeriğini...

Kapat