“Türkiye kendi kendine yeten bir ülkedir.” cümlesi ilkokul ve ortaokul yıllarımın vazgeçilmezlerinden idi. Ülkemin topraklarının ne kadar verimli olduÄŸunu, kimseye muhtaç olmadığını tek bir cümleye sığdırmıştı ders kitapları ve öğretmenlerimiz. Bu cümleyi her duyduÄŸumda ülkemde her ÅŸeyin üretildiÄŸini ve yabancı ülkelerden hiçbir ÅŸey satın almadığımızı düşünürdüm. MeÄŸer gerçekler benim düşündüklerimden, bana anlatılanlardan çok farklıymış.
 Lise yıllarında uyandım bu cümlenin cazibesine kapılıp gördüğüm rüyadan. O döneme kadar uyutulmuÅŸum. Fiyakalı lafların esiri olmuÅŸ düşlerim, hayallerim… Ülkem elbette en yüce ülke, milletim en yüce millet… Fakat bu yüce ülke neden yapmadığı ÅŸeyleri, olmayan icraatları olmuÅŸ gibi gösteriyor? Neden özüne eÄŸileceÄŸine hep elin verdiÄŸini baÅŸ ediniyor? Ders kitaplarına yazmakla olmuyor. EÄŸer bu ülke kendi kendine yetiyorsa neden tohumu, petrolü, zirai malzemeleri ve en acısı tarım ürünlerini dışarıdan alıyoruz? ABD’den pamuk, Rusya’dan buÄŸday, Fransa’dan arpa alıyor ülkemiz. Uçsuz bucaksız ovalarımızda ürün yetiÅŸtirmek yerine hep dışarıdan almayı tercih ediyoruz. Koyulan kotalarla da üreticiyi bitirip ülkemizi tamamen dışarı bağımlı hale getiriyoruz.
 Köylümüzün ürettiklerini almayan, kasa kasa ürünlerin heba olmasına göz yuman bir anlayış var. Bu anlayışa göre tüketmek, üretmekten daha ucuza geliyor. İlginç… Matematik derslerine Türkçe öğretmeni girdi sanırım. Tüfe, tefe, kefe gel sırtımı kesele diyerek halkın gözünü boyamak kolay tabi. Kan aÄŸlayan çiftçi boÅŸuna ekmesin tarlasını, bağını… Bedava bile verseler devletimiz aynı ürünü dışarıdan alacak. Bu hususta kararlı. Çaya, fındığa verdiÄŸi fiyatları görüyoruz. Bu ucuz fiyatlara raÄŸmen yeteri kadar ürün alınmıyor.
 Türkiye’nin tarım alanlarının büyüklüğü, AB üyesi Lüksemburg’un yüzölçümünün 95 katı büyüklüğünde, İngiltere’nin ise yüzölçümüne eÅŸit. Danimarka’nın 5 kat, Hollanda’nın ve İsviçre’nin 6, Moldova’nın 7, Belçika’nın ise 8 katı büyüklüğünde tarım alanına sahip olan Türkiye, her yıl Hollanda büyüklüğünde tarım alanını nadasa bırakıyor. Konya’dan küçük birçok devletten tarım ürünü aldığımız göz önünde bulundurulursa durumun ne kadar vahim olduÄŸunu daha iyi anlayabiliriz. AB uyum yasaları çerçevesinde konan kotalar bizi bu birliÄŸin ülkelerinden ürün almaya mahkum ediyor. Bu gayet net bir ÅŸekilde ortada. Halkımızın bunu görmesi için ne yapmak gerek? Bir çuval kömüre unutmayacaksa her ÅŸeyi ben kapı kapı gezip anlatmaya razıyım fakat unutkanlığımız ve süslü laflara kanışımız oldukça belimizi doÄŸrultmamız çok zor.
 Kandırılmış bir çocuÄŸum ben. “Kendi kendine yeten ülkeyiz.” masalları ile uyutulmuÅŸ, hayalleri ile oynanmış biriyim. GiydiÄŸimiz dona varıncaya dek yabancı malların içine batmışken pembe sözcüklerle gönülleri eÄŸlemek nedendir anlamıyorum. Gerçekleri geç olmadan, zamanında öğretirsek belki gelecek nesil bu ülkenin kaderini deÄŸiÅŸtirebilir. Gençlere güvenmek ve onlara her ÅŸeyi açık açık göstermek gerek. Atatürk boÅŸuna “Bütün ümidim gençliktedir.” demedi. Atatürk’ün, gençlerin omuzlarında yükseleceÄŸini söylediÄŸi cumhuriyetimizi daha iyi yerlere getirmek için gençlerimize ÅŸans vermeliyiz ve pembe yalanlarla ile uyutmayıp, gerçekleri açık açık göstermeliyiz.
"Kendi Kendine Yeten Ülke" adlı yazı 27 Eylül 2010 tarihinde saat 19:33 sularında "nuManaGa'dan" kategorisinde yayınlanmıştır. Bugün 272 kere okunmuştur. Ayrıca
1 yorum yazılmıştır. Aşağıdaki formu kullanarak siz de yorum yapabilirsiniz.
Bilmem hatırlar mısın? Okul yıllarında yerli malı haftası kutlanırdı ve dilimizde hep “yerli malı yurdun malı” ifadesi olurdu. Åžimdi düşünüyorum da ne yerli malı haftasını kutlayacak yerli malımız kaldı ne de bunu kutlatacak bir zihniyet… Sanırım sorun bunun özellikle yapılması, yaptırtılması, herÅŸeyin ithal ettirilmesi ve malesef buna çanak tutan bizler!!!