nuManaGa.com

Kamu Baş Rüyacısı

Türk öykücülüğü, verilen eser sayısı anlamında altın çağını yaşıyor demek herhalde yanlış olmayacaktır. Hem yazarlarımızın hem de edebiyatseverlerin öykü türüne gösterdiği alaka bir hayli dikkat çekici. Günümüzün zaman kavramına uygun olması, roman gibi uzun soluklu türler için vakit bulunmadığı düşüncesi okuru öyküye iten koşullardan biri hatta ilk sırada geleni. Bu da elbette öykünün önemini arttırıyor.

Öykünün önlenemez yükselişi yeni eserlerin kitapseverlerle buluşmasındaki en önemli etken. İşte bizlerle buluşan yeni eserlerden biri: Kamu Baş Rüyacısı. İlk kitaplar hem yazar için hem de okur için çok önemlidir. Yazarın ve okurun heyecanı kutsaldır. Kitabını raflara uğurlamanın heyecanı okurun yeni bir ismi tanıma heyecanıyla buluştuğunda müthiş bir sinerji ortaya çıkar. Dergilerden takip etmek yahut tanışmak da yetmez. Kitap heyecanıyla buluşmak gerek. Bu eserin sayfalarına dokunduğumda hissettiklerimin özetidir bu paragraf.

Kısaca tanıyalım Müzeyyen Çelik’i. Kendisi Trakya Üniversitesi’nde edebiyat okumuş ve halen bu alanda yüksek lisans çalışmalarına devam ediyor. Edebiyat öğretmeni olarak görev yapan yazar Kütahya doğumlu.

Kamu Baş Rüyacısı, Müzeyyen Çelik’in ilk kitabı. Hece Öykü, Karagöz, Mahalle Mektebi, Aşkar, Hacı Şair, Hayal Bilgisi gibi dergilerde senelerdir boy gösteren ve öyküseverlerin ismine aşina olduğu yazarın bu ilk kitabında yirmi öykü yer almakta. Subh ve Mesa adlı iki bölümde toplanan öyküler Müzeyyen Çelik’in öykü anlayışını ve hayata bakışını tüm ayrıntıları ile görmemizi sağlıyor.

Çelik’in dergilerden takip ettiğim ve bu eserinde de zevkle okuduğum öykülerinde kanlı canlı insanlar görünüyor. Yani karmaşık, izsiz kurgularla okurun karşısına çıkmıyor yazar. Oluşturduğu karakterler bizim her daim yanı başımızda olan; fakat dikkatle bakmadığımız kişilerin yansıması: Bir gelin, kaynana, gözleri görmeyen bir birey, komşu teyzeler, berber… Başarılı öykücü bir teleskopla yıldızları rasat eden bilim adamlarının titizliğiyle insanlara yaklaşarak detayların ne kadar mühim olduğunu ortaya koymuş öykülerinde. Gönül Berberi‘ndeki Muzaffer Bey, Corcet Yünlü‘deki Nezahat Teyze, Tülay Gelin‘deki Tülay ve kaynanası detayların önemsenerek “gerçek hayatın aynılığının” giderilmesine; öykülerin akıcı, merak uyandırıcı olmasına vesile olmuş.

Öykülerde dikkat çeken bir diğer husus ise maneviyat. Kitaptaki her cümleye sinmiş maneviyat kokusu. Maneviyat iki türlü Çelik’in öykülerinde. Birincisi yitirilen yahut önemsenmeyen insani değerler, ikincisi ise İslami açıdan öykülerde beliriyor. Çelik, karakterleri aracılığı ile “unutulmaya yüz tutmuş insanlığın” kaderinden parçalar sunarken İslami değerlerin kıymetini ortaya koyan bir tavrı da okura hissettiriyor. Kitaptaki yirmi öykünün kilidini işte bu iki anahtar açıyor.

Daha özele inmek istiyorum. Yirmi güzel öykü var eserde evet; ama biri var ki beni gerçekten çok etkiledi: Ölürsem Görürüm. Dergi sayfalarında karşılaşmadığım bu öykü daha ilk cümlesiyle derin bir yerden yakaladı beni: “Adı Sema Dindoruk. Birazdan göreceksiniz on altı yaşında ölecek.” (s.29). Akraba evliliğinin acı sonucu olarak dünyaya karanlık bir şekilde bakmak zorunda kalan Sema’nın hikayesinin tonu gerçekten kalp titretiyor.

Kamu Baş Rüyacısı, özlediklerimizin güçlü bir anlatımla bizimle buluşmasını sağlayan bir eser. Sağlam bir Türkçe ile örülen sağlam öykülerin yer aldığı bu kitap öyküseverlerin kütüphanelerinde mutlaka yer bulmalı.

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Zamanlama Manidar Değil
Atma Kardeşim!

İnsanımız hoştur; fakat bazı konularda anlamsız tavırlar sergilemektedir. Mesela inşaat makinesi seyretmeye nedense bayılırız, gelin arabasının önünü kesip para isteriz normal bir şekilde;...

Kapat