nuManaGa.com

Türk Romanında Postmodernist Açılımlar

Türk Romanında Postmodern Açılımlar  Yıldız Ecevit’in romanımızdaki postmodern izleri anlattığı kitabı, 2001 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkmıştır. İki bölüm ve yedi ana başlıktan oluşan eserde, postmodern romanın özellikleri, metin çözümlemeleriyle birlikte sunulmaktadır. Eserde, Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı, Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı, Hasan Ali Topbaş’ın Bin Hüzünlü Haz’ı ve Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz’i incelenmektedir.

  Yıldız Ecevit eserinin Sunuş bölümünde, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar’ın çıkış noktasının 1998–1999 yıllarında kaleme aldığı dört inceleme yazısı olduğunu belirtmektedir. Yine bu bölümde yazar, metinleri incelerken ve eseri oluştururken kullandığı yöntemler, dikkat ettiği hususlar hakkında da bilgiler vermektedir. Ecevit, “Nasıl geleneksel anlatı metinlerini inceleyen geleneksel gözlüklü bir araştırmacı her metinde içerik ve karakter çözümlemesi yapıyorsa; içeriğin ve bireyin ortadan kalktığı 20. yüzyıl avangardist anlatı edebiyatı üzerine çalışan bir araştırmacının da her metinde üstkurmacanın, çoğulculuğun izini sürüyor olması böyle bir yaklaşımdır.” diyerek özellikle metin incelemeleri sırasında izlediği yolun ne olduğunu ortaya koymaktadır.

  Yazar, eserin Sunuş bölümünde sadece yöntemlerine, dikkat ettiklerine değil, Türk romanının modernist ve postmodernist biçimcilikle tanışmasının neden bu kadar geç olduğu konusuna da değinmektedir. Romanımızın uzun yıllar boyunca toplumsal içerikli konularla sınırlı kalmasının baskıdan kaynaklandığına vurgu yapan Ecevit, bu bölümde; Giriş ve Metin Çözümlemeleri başlıkları altında anlatacaklarının ipuçlarını vermektedir.

GİRİŞ

  Giriş bölümü 3 ana ve 9 alt başlıktan oluşmaktadır. Bu bölümde modernist seçkincilik, kozmoloji, imge, postmodern okuma konuları üzerinde durulmaktadır.

A) KOZMOLOJİ, GERÇEKLİK ve SANAT

  Gerçeklik her dönem tartışma konusu olmuştur. Her çağın sanatçısı gerçeği yansıttığını iddia etmiştir. Bunun nedeni gerçeklik kavramının döneme ve kişiye göre değişmesidir. “Robbie Girillet’nin dediği gibi “Bütün yazarlar gerçekçi olduklarını düşünürler, gerçeklik tanımlanmış bir kavram değildir.”

  İçinde yaşanılan zamanın kozmolojik görüşü, tarih boyunca sanatın gelişme çizgisini etkilemiştir. Mesela Antik Yunan’ın kozmolojik görüşünde evrenin odağında dünya yer almaktadır. Bu dünyanın çevresinde ise Aristo’nun Rönesans’a değin kozmolojinin temelini oluşturan küreleri dönmektedir. Bu, uyumlu, dengeli, simetrik bir anlayıştır. Bu paralelde çağın edebiyat estetiğinde denge ve simetri ön plana çıkmaktadır.

  Ortaçağ’ın kozmolojisi de Aristo felsefesinden etkilenmiştir. Bunun yanında İncil dogmalarının da ağırlığı hissedilmektedir. Tanrı’ya bağlılığın ve kilisenin egemen olduğu bu dönemdeki eserlerde devrin kozmolojik görüşünün yansımaları karşımıza çıkmaktadır. Ortaçağ’ın sanat anlayışının öğeleri simetri, uyum, düzen İlahi Komedya’da açıkça görülmektedir.

  19. yüzyıl romanının nerede, ne zaman, nasıl ve neden sorularına kesin yanıtlar veren dokusu, 20. yüzyıl ile birlikte ideal kahramanın izlerinin silinmesi ve daha birçok durum içinde bulunulan dönemin kozmolojik görüşünden ileri gelmektedir.

  Kısacası gerçeklik ve sanat anlayışı kozmolojik görüşe göre değişmektedir. Bu doğrultuda kozmolojik görüşü, sanatsal görüş ile eşdeğer tutmak yanlış olmayacaktır.

B) 20. YÜZYIL AVANGARDİST ROMAN ESTETİĞİNE GENEL BAKIŞ

1) Roman Estetiğinde Değişen Değerler

  Okur yüzyıllarca neden-sonuç ilişkisine tümüyle sadık, başı-sonu belli bir yapı içindeki öyküleri okumanın rahatlığını yaşamıştır demek doğru bir yaklaşımdır. 20. yüzyıla doğru katlanarak gelişen olaylar zinciri ile birlikte bu tarzın yani realist görüşün temelleri derinden sarsılmıştır.

  20. yüzyıl sonrası roman estetiği dış dünyayı doğrudan yansıtma gayesinden vazgeçenlerin ürünlerinden oluşmaktadır. Yeni roman, dış dünyadan alınmış gerçek parçacıklarıyla iç dünyayı harmanlayıp yeni bir dünya kurgulamaktadır.

  Yeni roman bilgilendirmek, yol göstermek, bilinç oluşturmak gayesinde değildir. Görsel ve tarihsel gerçeklik önemini yitirmiştir. Modernizm ile başlayan bu süreç tüm normları yıkıp geçen, sınır tanımaz bir avangardizm sanatının da çıkış noktasını oluşturmaktadır.

2) Estetik Modernizm ve Roman

  Modernus, Latince şimdi/yeni anlamına gelmektedir. Bu bağlamda her çağ modern sayılabilir. Ancak tarihsel anlamda modernizm, Rönesans ile birlikte ortaya çıkan, tam olarak 18. yüzyıldaki bilimsel ve düşünsel gelişmelerle ivme kazanan, bireyin odağa taşındığı dönemdir.

  Modernizmin sanata yön vermesiyle birlikte edebiyatta alışılmış tüm ölçütler tersyüz olmuştur. Metinsel devrimle birlikte roman, bir anti-roman konumuna gelmiştir. Romanın ana teması olan yolculuk, dıştan içe doğru yönelmiştir. Konuya bağlılığın kalktığı romanlarda metin tümüyle biçimciliğin oyun alanına dönüşmüştür. İç dünya ile dış dünya arasındaki sınırların silindiği bu yeni kurmacada yazar, soyut dünyayı ve bilinci cümlelerine işlemeye gayret göstermiştir.

  Modernist yazarın soyut dünyada ve zamanın içinde istediği gibi gezinebilmesini sağlayan kurgusal buluşların başında bilinçakımı tekniği gelmektedir. Bu teknik romancıya dilbilgisel kısıtlamanın dışında özgürce dolaşma olanağı sağlamaktadır.Diğer bir teknik ise sinema sanatından alınan geriye dönüş (flash back) tekniğidir. Bu tekniğin imkânlarıyla sanatçı anı kesintiye uğratıp, geçmişe bir parantez açabilmektedir.

  Modernist romanın yapı/kurgu düzleminde iki ana düzlemden söz etmek mümkündür. Birincisi Joyce’un ve Oğuz Atay’ın sıklıkla kullandığı ana kurgu eğilimidir. Bu eğilimde metin bir biçem çoğulcuğu içermektedir, birbirinden bağımsız metin adaları montaj ve kolaj teknikleriyle birleştirilmektedir. İkinci ana kulvar Kafka’nın, Yusuf Atılgan’ın izlediği yoldur. Bu yoldaki romancı, metninin bütüncül bir öykü varmış gibi kurgulamaktadır. Ancak öykü mantık kategorilerinin dışında sürmektedir ve neden-sonuç ilişkisi ortadan kalkmaktadır. Kafka’nın Dava’sı ve Şato’su bu doğrultuda kurgulanmıştır.

  Geleneksel romanın ana bileşenleri olan öykü, kahraman ve anlam, modernist romanda birincil konumlarını yitirmişlerdir. Modernist romanda öne çıkan biçimdir.

3) Modernist İmge

  İmge somut söylemin, gerçeğin, anlamın dışında ondan farklı bir gerçeklik düzlemi yaratmak ve somut düzlemden alınan resimlerle yeni bir anlam ortaya çıkarmaktır.

  İmgenin tarihine bakılacak olursa, alegoriden doğmuş olduğu görülür. Geleneksel alegori karmaşık ve yoğun değildir. İmge farklı gerçeklik kategorileri arasında yaşamaktadır. Hem reel gerçeğin hem de kurmaca dünyanın malıdır. Bu nedenle karmaşıktır.

  Modernist imge yeni romanı dokuyan ana malzemedir, onun kurgu öğesidir. Yeni romanda yazar yalnızca imgeler sunmaktadır. İmgeleri kullanan yazar anlamı, gerçeği açmaz; bulandırır. Avangardist edebiyatın çokanlamlı yapısı için imge vazgeçilmez bir öğedir.

4) Modernist Seçkincilik ve Estetizm

  Geleneksel edebiyatın rahat okunan kurgusuna alışmış olan okur, modernist edebiyatın biçim oyunlarının etkisiyle metinde uzaklaşmaktadır. Bu durumu modernistler önemsememektedir. Modernist edebiyat seçkincidir, kendisini anlayan az sayıdaki okur modernistlere yetmektedir.

  Bu seçkinci edebiyatta sanatçı, salt yaratıcılığın etkisindedir. Belirli bir odağa kilitlenmiş olan yazar estetik modernizm içerisinde belirsizleşmektedir. Estetist yaklaşım, romancı için hiçbir şeyin sanattan önemli olmaması anlamına gelmektedir. Seçkinciliğin asıl nedeni budur.

5) Postmodern Durum

  Modern sonrası edebiyat, her şeyden önce Lyotard’ın “Postmodern Durum” diye nitelendirdiği olağanüstü bir toplumsal yaşamın edebiyatıdır. Ve bu olağanüstü durum, insan hayatının her alanını kapsayan bir gelişmedir. Akıl almaz teknolojik imkânların yarattığı bir kültür kargaşasının bulunduğu bu dönemde değişmez kurallar ve kesin yargılar bulunmamaktadır.

  Dünya postmodern yaşamın şaşkınlığı içindeyken, ülkemiz henüz postmodern ürünlerle tanışmamıştı denilebilir. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı ve Benim Adım Kırmızı’sı ile birlikte edebiyat ortamında postmodernist metinler tartışılmaya başlanmıştır. Toplumun her kesiminden kişiler bu tartışmaya katılmıştır.

6) Postmodern Düşünce

  Postmodern düşünce yenilikçi bir sistem olmasının yanı sıra farklılıklara gösterdiği alaka açısından da oldukça önemlidir. Farklılık, çoğulculuk postmodern düşüncenin ve sanatın temel özellikleridir.

  Postmodern düşüncede farklılıklar, kalabalıklar bir potada erimemektedir. Her grup ve görüş önemsenmektedir. Bütün görüşler yan yanadır ve kıyaslama yapılmamaktadır. Lyotard, Forcett, Barthes gibi önemli isimlerin sistematize ettiği postmodern düşüncede son derece demokratik bir çoğulculuk hâkimdir.

7) Postmodern Anlatı

  Postmodern düşüncenin kaynağının çoğulculuk olduğu düşünülürse, sanatta da bu kaynağın izlerinin belirgin olması muhtemeldir. Sanattaki çoğulculuk oldukça geniştir. Öyle ki sanatsal olanla olmayan arasındaki sınırlar bile ortadan kalkmıştır. Anlatı alanında birlerce yıldır süregelen estetik ilkeler postmodernizm ile birlikte değişime uğramıştır.

  Ellili yıllardan bu yana ortaya çıkan ve postmodern tanımı altında birleşen metinler incelendiğinde birkaç ana eğilim öne çıkmaktadır. Bunlardan biri avangardist biçim denemelerine ağırlık veren eğilimdir. (Calvino, Robbe-Grillet, Pynchon, Hasan Ali Topbaş, Kara Kitap’ın yazarı Orhan Pamuk) Diğer eğilim deneysel biçimcilikle popüler unsurların önemsendiği bir tarzın ürünüdür. (Eco, Süskind, Benim Adım Kırmızı’nın yazarı Orhan Pamuk) Üçüncü eğilim ise çeşitli ideolojilerle bütünleşmiş metinleri kapsamına alır; bunlar daha çok feminist, New Age, türü misktik bir anlatım içermektedirler.(Piercy, Tamara, Erendiz Atasü) Dördüncü eğilim ise estetik açıdan değeri olmayan, tüketime yönelmiş romanlardır. (Ayşe Kulin’in Adı Aylin adlı eseri)

  Postmodern anlatının öncüleri Beckett ve Robbe-Grillet’in estetik yönden halka uzak olan tutumu göz önünde bulundurulursa bir seçkincilik olduğunu söylemek mümkündür. Anlatıda estetik bir devrim yapıldığı ve seçkincilik olduğu doğrudur; fakat her şeye rağmen kesin çizgiler çizmek doğru değildir.

8) Oyun Olarak Kurmaca

  Kendine yeni bir poetika üretmeyen postmodernizmin biçimsel özellikleri genelde modernizmden alınmıştır. Buna oyunsuluk da dâhildir. Modernizmde fazla önemli görünmeyen oyunsuluk postmodernizm ile birlikte gündeme oturmuştur.

  Oyunsu yaklaşım postmodern edebiyatta çeşitli bağlamlarda kendini gösterir. Her şey sanatsal düzlemde oynanan bir oyundur. Yazar siyasal, etik ya da tarihsel malzemeyi oyunlaştırmaktadır. Süskind’in Parfüm adlı eserinde art arda işlenen cinayetlerin metinde etik bir yönü yoktur; cinayetlerin nedenleri sanatsaldır.

  Oyun bu edebiyatta yalnızca estetik düzlemdeki özgürlüğün göstergesi değildir, aynı zamanda bir işlevi de vardır; eğlendirir. Postmodern yazar popülist diye damgalanmaktan çekinmediğinden rahatlıkla eğlendiren öğelere yönelebilmektedir.

9) Postmodern Okuma / Eleştiri

  Çağdaş edebiyatın okuru metnin bir parçasıdır. Onsuz metnin var olması düşünülemez. Bu nedenle sanatçı cümlelerine anlam işlememektedir. Metni okur anlamlandırmaktadır.

  Postmodern eleştiri modernist eleştiriden farklıdır. Modernist eleştirmen neden-sonuç bağlamına yoğunlaşırken, postmodernist eleştirmen metinde çoğulcuğun izlerini sürmektedir. Eleştiride önkoşul yaratıcılıktır. Öyle ki eleştiri metni eleştirilen metinden bağımsızlaşabilmektedir. Adalet Ağaoğlu’nun Hayır romanını inceleyen Semih Gümüş’ün eleştirisi bu bahse iyi bir örnek teşkil etmektedir.

C) YETMİŞ SONRASI TÜRK ROMANINDA ESTETİK DEVRİM

  Türk romanı başlangıçtan bu yana gerçekçi bir çizgi izlemektedir. Önce Doğu – Batı karşıtlığını daha sonra ezen – ezilen ilişkisini odağa olan romancılarımız insanın iç dünyasına ağırlıklı bir biçimde yer vermemişlerdir.

  Edebiyatımızda gerçekçi estetik öylesine güçlü olmuştur ki realizm ve romantizmin birer eğilim olduğu unutulmuş, söz konusu eğilimler birer değer kategorisi olarak algılanmıştır. Kimi dönem bir yapıt “gerçekçi” olduğu için övülürken bir diğeri “romantik” olmakla itham edilmiştir. 20. yüzyılın ilk yarısındaki modernist açılımların Türk edebiyatına girmesi bu nedenle pek kolay olmamıştır.

  Cumhuriyet sonrası Türk romanında az da olsa gerçekçi eğilimin dışına çıkan örnekler vardır. Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu’daki iç dünya anlatımları, Ahmet Hamdi’nin Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserindeki zaman kavramı ve Attila İlhan’ın romanlarındaki geriye dönüşler örnek olarak gösterilebilir.

  Ancak gerçek anlamda modernist ve postmodernist açılımlar edebiyatımızda yetmişli yıllardan sonra kendini göstermeye başlamıştır. Modernist ve postmodernist açılımların Türk edebiyatına geç girmesi, modern özelliklerden yalıtılmış postmodern örneklerin ilk kez doksanlı yıllarda ortaya çıkmasına neden olmuştur.

  Edebiyatımızda modernist romanın öncüsü Oğuz Atay’dır. Atay, 1972’de o güne dek edebiyatımızda örneği olmayan bir roman olan Tutunamayanlar ile okurun karşısına çıkmıştır. İç ve dış dünyanın sınırlarının silindiği bu roman Joyce’un Ulysess’inden izler taşımaktadır.

  Oğuz Atay’ı Yusuf Atılgan ve Ferit Edgü takip etmiştir. Her ikisi de neden-sonuç ilişkisini sıfırlayan eserler kaleme alarak, edebiyatımıza giren farklı havanın devam etmesini sağlamışlardır.

  Yetmişli yıllarda Oğuz Atay, Ferit Edgü ve Yusuf Atılgan ile yenileşmeye başlayan Türk edebiyatı 1980 yılındaki darbenin etkisiyle farklı bir şekil almıştır. Bu dönemde biçimci ve bireyci eğilimlerde artış olmuştur.

  Türk romanında baştan beri ciddiye alınmayan fantastik öğe, seksenlerin başında Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı eseriyle birlikte gündeme oturmuştur. Ölülerin konuştuğu, cinlerin kol gezdiği bu eser büyük tepki toplamıştır. Aynı yıllarda Nazlı Eray ve Bilge Karasu gibi isimler fantastik ve üstkurmaca öğelerle örülü romanlar kaleme almışlardır. Özellikle Bilge Karasu’nun eserleri dil ve kurgusuyla öne çıkmaktadır. İletişimsiz, yalnız insanı anlatan Gece romanı devrim niteliğindedir.

  Seksenlerin en önemli edebiyat olaylarından birini Orhan Pamuk oluşturmaktadır. Modernist ve postmodernist eğilimlerin harmanlandığı eserleri onu dünya çapında bir yazar yapmıştır. Toplumsal sorunlar, iç dünya yolculukları, metinlerarasılık gibi öğeleri ustaca kullanan Pamuk; Eco, Calvino çizgisini yerel renklerle doldurarak sürdürmektedir.

  Orhan Pamuk kadar güçlü olmasalar da birçok yazar benzer denemeleri yapmıştır. Güney Dal, Buket Uzuner, Selim İleri, Hilmi Yavuz, Pınar Kür, Metin Kaçan ve daha birçok isim gelenekselin hâkimiyetinin kırılmasına katkıda bulunmuşlardır.

  Yetmişli yıllardan bugüne uzanan otuz yıllık zaman diliminde Türk romanı, öncü sanatçıların açtığı yolda geleneksel kalıpları kırmıştır. Bunun adına “estetik bir devrim” demek doğru olacaktır.

METİN ÇÖZÜMLEMELERİ

  Bu bölümde Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı, Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı, Hasan Ali Topbaş’ın Bin Hüzünlü Haz’ı, Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz’i modernist ve postmodernist öğelerin ışığında incelenmektedir.

1) Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar Romanında Üstkurmaca

  Çağcıl Türk edebiyatında üstkurmacanın ilk uygulayıcısı Oğuz Atay’dır. Tutunamayanlar romanında üstkurmacanın denemelerini yapan Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar adlı eserinde bu öğeyi metnin ana kurgusunda kullanır. Sanatçı bu romanda kendisiyle hesaplaşmak amacıyla yaşadığı burjuva ortamını bırakıp gecekonduya yerleşen Hikmet’in öyküsünü çokkatmanlı bir yapı içinde anlatmaktadır.

Çokkatmanlı yapı, Hikmet’in iç konuşmaları, yazarın karakterleri tek bir harfle adlandırması (Hikmet’ H, Sevgi’yi S ile), oyun imgesi, roman kişilerinin yaşamlarının kuşkulu olması üstkurmacanın başarılı bir şekilde uygulanmasına zemin hazırlamaktadır.

  Oğuz Atay’ın romanlarındaki postmodern öğeler seksen sonrası örneklere oranla daha örtük bir yapıya sahiptir.

2) Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı Romanında Çoğulcu Estetik

  Sanatsal ve eğlencelik özelliklerin bir arada bulunduğu bu metnin ana kurgu ilkesi çoğulculuktur. Aşk ve cinsellik, kör ile gören, Doğu ve Batı, sanat ve yaşam, Tanrı ile şeytan… Karşıtlıkların karnaval coşkusu içinde harmanlandığı bu çok katmanlı metin çoğulculuk açısından oldukça zengindir.

  Postmodern edebiyat yaşamdaki karşıtlıkları taraf tutmaksızın sergilemekten yanadır. Çokseslilik önemsenmektedir. Pamuk, Benim Adım Kırmızı’yı çoksesli bir müzik eserine benzetmektedir.

  Benim Adım Kırmızı’nın içinde barındırdığı karşıtlıklar, postmodern edebiyatın çoğulcu yapısının ürünüdür. İmgelerle ve günümüze göndermelerle dolu olan bu eser, farklı fikirlerin ve olayların ustaca kurgulandığı bir yapıt olarak göze çarpmaktadır. Roman aşk, cinayet, estetik, aile yaşamı katmanlarıyla çoğulcu bir yaşantı içinde sürüp gitmektedir.

3) Hasan Ali Topbaş’ın Bin Hüzünlü Haz’ı Öncü Türk Romanın Romantik Bir Uç Durak

  Topbaş, 1987 yılında yayınlanan Bir Gülüşün Kimliği adlı öykü kitabıyla yayın dünyasına adım atmıştır. O günden bu yana 4 roman, 2 öykü kitabı yayınlanmıştır. Bunlar alışılmışın dışında kurgusu olan, çok katmanlı, öyküsüz eserlerdir.

  Hasan Ali Topbaş’ın 110 sayfalık son anlatı ürünü Bin Hüzünlü Haz, çağcıl edebiyat estetiğinin ana öğeleriyle biçimlenmiştir. Eser, metin boyunca izi sürülen ancak yalnızca düşlerde, kurmaca düzlemde ortaya çıkan bir hayalet kahramanın çevresinde oluşturulmuştur. Metnin hayalet kahramanı Alaaddin ile anlatıcı arasında sıkı bir bağ vardır. Alaaddin’in yokluğunda avunmak için düşler kuran anlatıcı, oyuncak gemiler yüzdürecek kadar olağandışı bir dünya yaratmaktadır.

  Belirsizlik, olasılık, eşzamanlı birliktelik, masalsı anlatım, üstkurmaca, metinlerarasılık, eserde ağır basan postmodern öğelerdir.

4) Metin Kaçan’dan Bir New Age Anlatısı “Fındık Sekiz”

  New Age, bilimde büyük atılımlar yapan ve aklıyla doğayı, giderek tüm evreni dize getireceği yolunda düşler kuran, içinde yaşadığı evreni barınmaz kılan insanoğlunun kendisiyle hesaplaştığı dönemdir. Marilyn Ferguson’un öncülüğünü yaptığı hareketin edebiyatımızdaki en önemli temsilcisi Metin Kaçan’dır.

  Metin Kaçan ilk anlatısı Ağır Roman ile büyük ses getirmiştir ve birçok eleştiriyle karşı karşıya kalmıştır. Sanatın ahlak dışına çıkmaması gerektiğini savunanlar Metin Kaçan’ı sert bir dille eleştirmişlerdir.

  Ağır Roman yarattığı yankıyla gündemi meşgul ederken, Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz’i pek göze batmamıştır. Ağır Roman gibi bıçkın bir dile sahip olan bu eser sert gerçekliğin yanında bir iç dünya yolculuğunun merkezde olduğu bir metindir.

  Eserde imgeler ve göndermeler dikkat çekmektedir. “Şeytan meyvesi” ya da “beyaz çiçek” kahramanların tutkusudur; bu tür kullanımlar sanatçının sert gerçekliğine örnek teşkil etmektedir. Çağımızın karanlık sokaklarına giren Metin Kaçan, günümüzde insanının nesnelerin boyunduruğu altında yaşamasını eleştirmektedir. Bu eleştiride Meto ve Sevda karakterleri başrolleri paylaşmaktadırlar.

  Eserin mistik havası da önemlidir. Bütün kötülüklerin yanında Fahri Baba gibi mistik özellikli bir mürşidin bulunması yazarın karşıtlıklara verdiği önemi göstermektedir. Karşıtlıklar, iç yaşantı, metafizik unsurlar, göndermeler, gizlilik, karmaşa, sayı ve renk simgeselleri eserdeki postmodern öğelerdir.

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Ya Tahammül Ya Sefer
Ya Tahammül Ya Sefer

  Öykü, romandan alınan bir parça olarak düşünülmemelidir. Çünkü onun yegane özelliği kısalığı değildir. Öykünün kendine has bir dili ve anlatım...

Kapat