nuManaGa.com

Hayatın İçinden…

Bu sefer ki yazımda Erasmus hikayeme ara veriyorum. Tabi ilerleyen haftalarda devam etmek üzere… :)

Bazen hayatta öyle zamanlar gelir ki kendi nefesimizde boğulacak gibi hissederiz kendimizi. Peki,hangi zamanlar? Üzüldüğümüz zamanlar olabilir mi? Birkaç örnek verelim… Çok iyi not beklediğimiz bir dersten düşük not alınca,en yakın arkadaşımız bize yalan söylediğinde ve bunu öğrendiğimizde,sevdiğimiz insandan sevilmediğimizi duyduğumuzda… Bir noktayı atlıyoruz üzüldüğümüz zamanlarda genelde,bize zor gelen bu anlardan daha zor anlar var hayatta… Örneğin, bizi çok sevdiğini bildiğimiz insanları kaybetmek… İşte o zaman nefes almak bile zor gelir insana... Ama biz yinede kaybettiklerimize birkaç gün üzülür, diğerlerine günlerce katlanmaya çalışırız hangi üzüntünün gerçek olduğunu fark edememek, bizim düştüğümüz bir durum. İçinde olduğumuz durumları o anki psikolojiyle değerlendirmek neredeyse imkansız olabiliyor. Hayatın içine giren bu yolda terazinin dengeleri çok farklı değil mi?

Hayatın içine karışınca çıkışta o kadar zorlaşıyor aslında. ”Hayatın içinden çıkış nasıl olur?” diyebilirsiniz. Çıkış aslında kaderin karşımıza çıkardığı yeni yollara açılış kapısıdır. Girdiğimiz yolların doğruluğundan emin olamayız tabi… Seçtiğimiz çıkıslarında aynı şekilde… Her çıkıs kapısı özgürlüğe açılmayabilir. Belki içine doğru yol alınca daha çok üzülür mutsuz oluruz. Aslında böyle düşünürüz sanki ileride başka yollar yokmuş gibi…

Ama aslında hayat içinde bilemediğimiz kadar farklı yollarla dolu. Bunu fark edebilmek için tek yapmamız gereken seçtiğimiz yol boyunca durmamak… Çıkışa kadar…

Ben bile diyemem ki durmadım seçtiğim yollarda… Hepimiz duruyoruz bir zaman seçtiğimiz yolları kontrol etmek için… Ama kaderimizin yollarında kontrol edilen biziz diye düşünmüyoruz…

Ortaokul yıllarımda İngilizce öğretmenim kader için çok güzel bir yaklaşıma sahipti. Bu yazının çıkış noktası da O’nun bana söylediği şu cümledir: ”Parmaklarımızı kaderimizin yollarına benzetebiliriz. Bir yolu seçip sonuna geldiğimizde oradaki kapıyı açalım. Şimdi karşımızda diğer elimizin parmakları var.Biz hangi yolu seçersek seçelim her yolun sonunda farklı yollar ve seçimler yapmak zorundayız. Seçtiğimiz yolun doğruluğundan emin olamayız. Ama her seferinde seçim yapabiliriz.” demişti.  Hayata dair oldukça doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Hayatta istediğimiz gibi bir role sahip olmadan önce hayatın içine doğru seçtiğimiz yolda ufak ve emin adımlarla yürümeli… Sonra da yolun sonunda bizi bekleyen çıkışa durmadan devam etmeliyiz… Ta ki doğru yolu seçene kadar…

Hayatta üzüldüğünüz zamanların güldüklerinizden çok daha az,seçtiğiniz yolların sonunun mutluluk olması temennisiyle…

Bu yazı dostum O. Berkay Beşikçi’ye aittir.

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , , , , ,
  1. Berkay diyor ki:

    O duraklamalar olmasa hayat çok daha bayat olurdu. Arada ders almamız gereken sınavlarda olmalı ki büyüyebilelim adımlarımızı atarken. :)

  2. pervin diyor ki:

    çok güzel bir yazı berkay :)
    arada bir duraklasak da o durmalar sağlam adımın habercisi oluyor genelde..

  3. nuManaGa diyor ki:

    Eline sağlık yine güzel bir yazı.Sana katılıyorum.Bence de “Çıkışa kadar durmamak gerek.”

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
milli edebiyat
Milli Edebiyat Dönemi

1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir...

Kapat