nuManaGa.com

Elleri Sesinin Rengindeydi

Adapazarı denilince aklınıza ne gelir? Ülkemizin bu güzel şehrinin adı geçince benim aklıma gelen öyküdür. Çünkü Adapazarı öykü türünde eser veren çok önemli yazarları bağrında yetiştirmiştir. Modern Türk öyküsünün kurucusu sayılabilecek Sait Faik Abasıyanık, Tatar Ramazan adlı öyküyle bir efsane olan Kerim Korcan, bende ayrı bir yeri olan Zamansız adlı kitabın yazarı ve son dönemde Türk öyküsündeki en mühim isimlerden Necati Mert, dönem dönem baskılara ve sansürlere maruz kalan güçlü yazar Faik Baysal… Hepsi güzel Anadolu şehri Adapazarı’nın çocuklarıdır.

Adapazarı’nın çocuklarından Faik Baysal’ın öykü kitabı Elleri Sesinin Rengindeydi ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Birbirinden güzel ve güçlü anlatımıyla dikkat çeken beş öykü yer alıyor eserde: Ferdane, No… No, Terlikler, Olga, Jeannette’in Balkonları. Her biri öykü tarihine klasik olarak geçebilir kitaptaki öykülerin. Sağlam yapısıyla dikkat çeken öyküleri okurken sanki Tolstoy, Dostoyevski okuyor gibi hissediliyor. Faik Baysal’ın anlatımı -bence- “klasikler” diyerek yere göğe sığdıramadığımız eserlerin yazarları kadar etkili ve kuvvetli.

Kendi insanını, coğrafyasını bilen ve anlatan yazarlar aralar geleceğin kapısını. Faik Baysal da bu yolda hareket etmiş ve bizim insanımızla, bizim sıkıntılarımızla kurgulamış öykülerini. Açlığı, haksızlığı, iftirayı, ön yargıları, masumluğu, hırçınlığı ve bastıramadığı duygularıyla Anadolu insanı misafir edilmiş hece hece. Bir öğretmen, bir işsiz, bir vakıf sahibi, bir öğrenci, bir seslendirme sanatçısı… Her adımı bizim insanımız atıyor öykülerde.

Açılış öyküsü: Ferdane. Bir seslendirme stüdyosunda geçen öyküde hayatın acımasız şartlarının insanı düşürdüğü durumlar anlatılıyor. Aynı zamanda bir işin tutkuyla nasıl yapıldığına yer veriliyor. Aç kalmamak için didinen kahramanlarımız sayesinde ders gibi bir öykü okuyoruz. İkinci öykü: No… No. Bu öyküde bir çocuğun gözünden dünyaya bakıyoruz. Öğrencilerine yaklaşmayı bilen edebiyat öğretmeniyle “Kant” lakaplı felsefecinin karşılaştırmasıyla aslında bugün de süregelen edebiyat – felsefe yani hayalci – gerçekçi konusuna değiniyor Faik Baysal. Tavrını edebiyattan yana koyuyor yazar ve “Lanet olsun bütün Kantlar’a…” (s.32) diyerek öyküsünü tamamlıyor. Ayrıca bu öyküde öksüzlüğün kara tülünden bahara bakmaya çalışan küçüğün hikayesi okuyanı gerçekten etkiliyor. Üçüncü sıradaki öykü: Terlikler. Günlerdir maruz kaldığı açlığa daha fazla dayanamayan ve bayılan bir bireyin karşısına iyi kalpli bir bayanın çıkmasıyla hayatının değişmesi anlatılıyor öyküde. Öyle cümleler var ki bu öyküde, hem kalp hem de zihin doyuyor. Bir vakıf çevresinde gelişen olaylarla birlikte ülkemizin buhranlı dönemlerinden bir fotoğrafı da görme şansına erişiyoruz. Bu öykü bir hayli uzun ve içinde birden fazla konuyu barındırıyor: Açlık, iyi – kötü çekişmesi, karşılıksız iyilik, unutulan insanlık, para ve itibar… Ayrıca bu öyküde bir banka memuru olarak edebiyatımızın önemli isimlerinden Ziya Osman Saba’yı görüyoruz. Dördüncü öykü Olga‘da biraz hayal işin içine giriyor. Tabiri caize bir tembeller tarikatı kuruluyor Nefti Cumasız tarafından. Sorgulamalarla ilerleyen öykü acı bir ölümle noktalanıyor. Son öykü: Jeannette’in Balkonları. Öyküde Sefa Ova isimli idealist bir öğretmenin yaklaşan emekliliğinde bile durmadan çalışması ve ömrünü verdiği insanlara bir kütüphane hediye etmek arzusunda oluşuyla beraber iyi ve kötü savaşının enkazının ne kadar ağır olduğunu okumaktayız. Başarılı öğretmen Sefa Ova’nın emekliliğinin reddedilip müdür olması ihtimali doğunca okul müdürünün türlü oyunları Sefa Ova için kan donduran bir sonu hazırlıyor.

Yazımın girişinde Faik Baysal öykülerinin birer klasik olduğunu belirtmiştim. Öykülere ustalıkla yerleştirilen birkaç cümleye yer vermek istiyorum. Bu birkaç cümle bile Faik Baysal’ın anlatımındaki kuvvetin büyüklüğünü ve klasiklerle yarışabileceğini ortaya koyuyor:

“Piyano çaldığı bir sabah nazlı bir kız çiçeği ya da kanatları dikenlere takılıp kalan bembeyaz bir güz kelebeği gibi tuşların üstünde soluksuz kalması ölüm değilse bile hiçbir şairin yazamadığı kadar güzel bir şiirdi.” (s.13)

“İnsan gerçekten şahane bir maskaraydı.” (s.19)

“Açlığı Knut Hamsun’un romanında okudum.” (s.33)

“Yenik düşenler her zaman yalnız kalmaya mahkumdurlar. İnsan gözyaşlarının değil kahkahaların dostuydu.” (s.161)

Yukarıdaki gibi daha nice derin ve her biri vecize olabilecek güçteki cümleler öykülere doyumsuz bir tat katıyor.

2002 yılında hayata gözlerini yuman Faik Baysal’ın öyküleri, Türk öyküsünün en kaliteli eserleri arasında. Mutlaka tanışılması gereken öyküler için Elleri Sesinin Rengindeydi iyi bir başlangıç olacaktır.

Faik Baysal, Elleri Sesinin Rengindeydi, Can Yayınları, İst. 2009.

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Barış Ağabey Kalbimizdesin...
Ders Gibi Şarkılar

  Türk müziğinin günümüzde güp tıslar içinde yok olmuş şarkılardan oluştuğunu görmekteyiz. Söz yok, anlam yok, his yok... Bunun adına...

Kapat