nuManaGa.com

Bitirdin Beni Yılmaz Ağabey

  Vatansız mahlukatın kalleşçe saldırıları yüreklerimizde derin yaralar açıyor. Binlerce anne, baba evladının yolunu gözlüyor, iyi haberlerini almaya çalışıyor… Peki bir ses duyabilmek için beklemek nedir bilir misiniz? Dakikalar geçmez olur, akrep ile yelkovan küsmüş gibi dönmezler bir milim ileri, zaman asırdır o an… Peki ya o sesi duyamayanlar sizden iyi bir haber için yardım istese ne yaparsınız? Elinizin kolunuzun bağlı olduğu bir durumda ve onlarca kötü haberin ortasında kalsanız nasıl çıkarsınız bu cendereden? Çıkamazsınız! Bir o yana bir bu yana boş boş koşuştursunuz…

  Yılmaz Özdil, “Ekrem Ağabey” adlı yazısında bu yukarıda anlattıklarımın ne kadar zor durumlar doğurduğunu ve hatta utandırdığını en iyi şekilde anlatıyor.  Yılmaz Özdil’in bu yazısını okurken gözlerim dolu dolu oldu ve bir kere daha anladım; askerde evlatlar varken uyumak, çatışma haberlerini televizyonlardan izleyip yüreğin yangınını hafifletmek, şehit haberi vermek, almak kolay değil.  Boğazım düğüm düğüm… Btirdin beni Yılmaz Ağabey!

  İşte Yılmaz Özdil’in “Ekrem Ağabey” adlı yazısı:

 Saat 10 civarı falan… Telefon… 
“Yılmaz?” 
“Evet?” 
“Ekrem ben… İzmir’den.” 
“Vaay, ağabey hayırdır?” 
Aynı muhitin çocuğuyuz. Kardeşi, üniversiteden arkadaşım. Ekrem ağabey, bizden 7-8 yaş büyük… Hayli oldu, görüşmeyeli. 
“Şırnak’ta 5 şehit varmış.” 
Gazeteciyiz ya… 
“Maalesef ağabey, mayın.” 
Sesi kırılıyor aniden. 
“Tolga orada…” 
Oğlu. 
Ağlıyor kapı gibi adam… Belli ki o ana kadar zor tutmuş kendini, boşalıyor, ağlıyor… 
“Var mı şehitlerin arasında ismi?” 
Çok soru duydum da… Bu kadar ağırı… 
Gırtlağım düğüm. 
Tolga… 
Gözümün önüne geliyor hergele. 
Okumuyordu kız peşinde koşmaktan, hatırlıyorum… Demek asker, Şırnak’ta.
Baba İzmir’de. 
Ben çaresiz. 
Geveliyorum, saçma sapan, “bilmiyorum ağabey, henüz isimler açıklanmadı, sen sağlam dur,o yoktur inşallah.” 
Diyorum ama… Utanıyorum verdiğim cevaptan aslında… Bu kadar arsız bir temenni olabilir mi? Tolga değilse, Hasan, Hasan değilse, Murat… İlla ki, bir babanın evladı… İlla ki, bir ananın kuzusu… “İnşallah seninki değildir” denebilir mi? Diyorum.
Yerin dibine geçerek… 
“Öğrenirsen, arar mısın?” diyor. 
Biraz daha saçmalıyorum… Kapatıyoruz.

Sigarayı bırakmam mümkün değil.

Saldırıyorum hemen, oraya buraya. Yok. İsim yok. Bir yandan da, düşünmek istemediğim durumu, düşünüyorum… Ya Tolga’ysa… Ne diyeceğim yani, telefon açıp? Ne diyor acaba, şehit ailelerinin kapısını çalan komutanları? Kaç bin defa yaşadılar bu durumu… 
“Vuruşmak daha kolay, inan” demişti bir subay bana, 
“analar, o haberi duyunca, öyle birbakar ki sana, o gözleri ömrünün sonuna kadar unutamazsın…” 
Hiç anlamamışım ne demek istediğini, bu ana kadar… Öküz gibi dinlemişim meğer.

Saat 12.45… 
Şehit sayısı, 6’ya çıktı. 
Saat 13.33… 
Anadolu Ajansı duyurdu. Başbakan, “5” askerimizin şehit olması nedeniyle Genelkurmay Başkanı’na başsağlığı mesajı göndermiş.
Şehit 6… Başsağlığı 5. 
Evlatlarımızın öldürülme hızına bile yetişemiyorlar… İsimler hâlâ yok. 
Bir umut, haber kanallarını zaplıyorum… 
Cannes film festivali var, bir tanesinde. 
Öbürü, borsanın hacmini anlatıyor. 
Saat 13.55… 14.07… 14.23… 
Çalmasın diye dua ediyorum. Çalıyor. 
Bu sefer yenge. 
Baba atmış kendini sokağa, dayanamamış beklemeye. Ana yüreği sarılmış telefona. 
“Var mı?” 
Nasıl çıktı ağzımdan, bilmiyorum… 
“Yok abla, ben de tam sizi arayacaktım, şükür ki yok, isimler hep başka.” 
Bir çığlık ki, anlatamam.

Ekrana oturuyorum… 
Parmaklarım hiç olmadığı kadar dermansız, tuşlar hiç olmadığı kadar ağır.
Gözüm televizyonda… Hayat, lay lay lom arkadaşlara… Hiçbir şey olmamış gibi.
Umursamaz. İlgisiz… Neşeli hatta. 
İsimlerden ses seda yok. Tek bildiğimiz, 6 koçumuz daha düştü. Rakamdan ibaret…
Kaç bin baba bekliyor acaba şu anda? Kaç bin ana? Eş, nişanlı, sevgili? Böylesine bir utançla yazı yazmadım bugüne kadar…
Aklım yalanımda… Kulağımda çığlık.

Ve, saat 15.05… Tolga yok, Vedat var. 
Vedat Dayıoğlu, 
Antalya. 
Bayram Bolat,
 Konya. 
Atıf Günkan, 
Niğde. 
Bekir Çakır, 
Adana. 
Mahir Yıldırım, 
Aydın. 
Samet Kırbaş, 
İstanbul. 
Kulağımda çığlık.”

  Şimdi beni daha iyi anlıyorsunuz değil mi?

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Güney Şelalesi
Güney Şelalesi / Denizli

Denizli'nin her yerinden tarih, doğal güzellik fışkırıyor. İşte onlardan biri Güney Şelalesi. Denzili'nin Güney ilçesinin sınırları içerisinde bulunan bu eşsiz...

Kapat