nuManaGa.com

Ailenin Tarihsel Gelişimi ve Temel Gereksinimleri

  Aile dendiği zaman, anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile kavramı anlaşılmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı ‘Türk Aile Yapısı Özel İhtisas Komisyonu’nun 1987 yılında yaptığı tanımı ise şöyle: “Aile; kan bağı, evlilik ve diğer yasal yollardan, aralarında akrabalık ilişkisi bulunan, çoğunlukla aynı evde yaşayan bireylerden oluşan, bireylerin sosyal, ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı, topluma uyum ve katılımlarının sağlandığı temel bir toplumsal birimdir.”

AİLENİN TARİHSEL GELİŞİMİ

  “Karı-koca ailesi” “Öz aile” yada “Çekirdek aile” adları verilen basit aile, bütün toplumlarda fiilen vardır. Kabile toplumlarının ortaya çıkmalarından çok önce, insanlar cinsel eşleşmeyi yöneten kurallar koyarak, ailenin temellerini atmışlardır. Söz konusu kuralların topluluktan topluluğa büyük ölçüde değişmesine karşılık,yakın aile bireyleri arasında cinsel ilişki yasağı evrenseldir. Yakın akrabayla cinsel ilişki yasağı, bireylerin kendi aile gruplarının dışından eşler bulup evlenmelerini gerektirerek, hem aile içinde ciddi çatışmalara engel olur, hem de aile gruplarının arasındaki toplumsal etkileşmeyi sağlar.

  Ailenin ve akrabalık bağlarının bir toplumsal olgu olarak ilk ciddi incelemesi 1861 yılında İsviçreli hukukçu, tarihçi ve arkeolog Johann Jakob Bachofen’in (1815-1887) “Ana Hukuku” kitabıyla başlar. Bachofen bu incelemesinde, o güne kadar ancak din kitaplarından, mitoloji ve efsanelerden ve Antik Çağ edebiyat eserlerinden derlenen ve hemen hiçbir bilimsel nitelik taşımayan bilgi ve yorumların ilk kez sistemli ve oldukça tutarlı bir çözümlemesini yapar.

  O dönem için bir aşama sayılabilecek görüşlerini geliştirir.

1) İnsanlık ilk devirlerde hiçbir kuralı olmayan cinsel ilişkiler içinde bulunmuştur.

2) İlişkilerin bu niteliğinden ötürü babalığın kesin olarak belirlenmesi karşısında soyzinciri anneye göre saptanır olmuştur.

3) Bu durum, ilkçağ’da bütün toplumların “anaerkil” (kadın egemenliği altında) bir süreçten geçmelerine  yol açmıştır.

4) Tek eşli evliliğe geçiş ise ilkçağ’dan kalma dinsel bir geleneğin, kadınların birden fazla erkekle ilişkide bulunması geleneğinin, bir başka deyişle, birçok erkeğin aynı kadınla ilişkisi geleneğinin çiğnenmesiyle gerçekleşmiştir. Eski Yunan’da görüldüğü gibi kadınların yılın belirli bir zamanında tapınaklarda kendilerini eşlerinden başka erkeklere sunmalarının gerisinde, bu dinsel geleneğin çiğnenmesinin sonuçlarını hafifletmek amacı yatar.

 AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ

1.Değerli Olma Duygusu: Aile içindeki etkileşim çocukları ya “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz. 
2.Güven Ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır. 
3.Yakınlık Ve Dayanışma Duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar. 
4.Sorumluluk Duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.
5.Zorluklarla Mücadele Ederek Onların Üstesinden Gelmeyi Öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler. 
6.Mutluluk Ve Kendisini Gerçekleştirme Ortamı: Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur. 
7.Sağlıklı Manevi Yaşamın Temellerini Oluşturma Ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

YAZIYI BEĞENDİN Mİ? DURMA PAYLAŞ!
Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Bir Yorum Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Eleştirmen Olarak Semih Gümüş
Taziye Metni Örneği

  Özellikle gazetelerde sık sık görürüz taziye mesajlarını. Kısa ve özlü bir şekilde, vefat eden kişinin ne kadar özlendiği belirtilir...

Kapat